CEVAHİR’İN KALEMİNDEN DÖKÜLENLER

blog sayfama hoşgeldiniz

Hiçbir şeyin tesadüfen olması mümkün değildir.İnançsız kesimin benimsediği bu ilahsızlık felsefesini gelin akla gayet yatkın iki örnekle geçersiz kılalım.

            Hz. Ali’nin “Kendini oku” önerisiyle başlayalım işe. Kendimize dönelim, Vücudumuzu tanıyalım.          

            Önceleri biri ana, biri baba hücresinden gelen iki hücrenin birleşimiyle oluşan bir zigottuk. Sonra o bir tek hücre her seferinde sayısı iki katı artacak şekilde çoğaldı. Ta ki 2000 e gelene dek.

            İşte o an her bir hücre bir görev üstlendi. Kimisi göz, kimisi kulak, kimisi karaciğer hücresi olmak üzere başkalaşıyordu. Bu nasıl bir durumdu ki 2000 hücre içinde burun hücresi olan iki hücre çıkmıyordu. Böyle bir durumda doğacak olan insan iki burunlu olurdu. Ya da hiçbir hücre göz hücresi olmayı unutmuyordu da insan gözsüz doğmuyordu.

            Ve yine bu ne muhteşem bir dizayndı ki bir beyin hücresinin çoğalıp büyümesi en olması gerektiği kadardı. Hiçbir beyin hücresi kafa tasına sığacak olandan daha büyük ve küçük gelişmiyordu.

            Ve bu mucizevi düzene şahadet getiren bir olay daha. Her bir organ olması gerektiği yerde oluşuyor ve gelişiyordu. Oysa ki bu iş tesadüfen oluşacak göz bacakta, burun kulakta, dudak ellerde oluşabilirdi. Ve her bir insanın her bir organının yeri farklı olurdu.

            Şimdi bir başka konu ile ikinci bir örnek daha verelim.

            Kabe’ye gayet uzak bir memlekette ikamet eden bir adam Kabe’ye gitme niyetiyle yola çıkar. Bir süre gittikten sonra önüne 3 kavşakta 100 ayrı yol çıkar. Ve bu yolardan Kabe’ye giden tek bir yolu %1 ihtimal iken seçer ve yoluna devam eder. Ve yine karşısına hadsiz yol ayrımları çıkar… Her seferinde kabeye giden tek doğru yolu seçerek sonunda kabeye ulaşır.

            Şimdi biz bu adam hakkında çok yüksek bir ilme sahip olduğu konusunda şahadet etmekten kendimizi alabilir miyiz?

            İşte insanın çekirdeği hükmünde olan her bir hücrenin durumu da bu adama benzer. Binlerce tercih varken her seferinde en doğrusunu seçer.

            Oysa ki bu durum matematikteki olasılık hesaplamalarına aykırı bir durumdur.

            Tercih varsa tercih eden de vardır.  Buradan anlaşılıyor ki hücrenin binlerce tercih arasından her seferinde en doğru olanı tercih etmesini sağlayan, en sonunda ne olacağını bütün teferruatlarıyla planlayan Sonsuz İlim Sahibi bir Allah vardır. Yokluğunu ileri sürmekse tamamen akılsızlıktır.

 31 Temmuz 2006   

         İnsanların geneli toplum içindeyken dış görünüşünde en ufak bir aksaklık olsun istemez. Diyelim ki yakası bozulmuş, fark eder etmez hemen düzeltir. Zira toplum içinde doğru karşılanan düzenli görünmektir.

        İşte bu duyarlılığı iç alemimizde de aynı hassasiyetle duyarsak ancak o zaman nefsimizi terbiye etme  adına bir şeyler yapmış oluruz.

        Allah katındaki doğrular Kuran’da ve sünnette apaçık belli. Ayette harama bakma deniliyorsa gözün harama bakmaya doğru meyletmesi bile iç dünyamıza girecek bir hastalık virüsüne sebep olabilir.

        Beşer şaşar kaidesince tabi ki her mümin günah işleyebilir. Lakin çok küçük bir günahı dahi işlemişsek ömrümüz  yettiği müddetçe “keşke yapmasaydım, etmeseydim. İnşallah bu günahı bir daha işlemeyeceğim.” şeklinde Yüce Rahman’a dua dua yalvarırsak inşallah Rabb’im lütfederde bizi merhamet havuzunda yıkar.  

        Yani insan bir günah için ömür boyu samimi bir pişmanlık içinde gözyaşı dökmelidir. Hatta duasında o derece ısrarlı bir o kadar da samimi olmalıdır ki “Allah’ım ben gücümün yettiğince afdiledim, dua ettim.Bundan sonrası Senin rahmetine güvenmemek olur.” korkusuyla tir tir titremeli o an için duasına son vermelidir. Bu şekilde bir tövbe ile oluşması gereken o günahın müminin kalbinde sızısı her an bütün benliğiyle hissedilen bir yaraya dönüşmesidir. O yara gözyaşlarının tetikleyicisi, tövbe yolunda ilerleyen bir binektir.Ve inşallah elem veren o yara en sonunda gül-ü muhammedi olacaktır da mümini ferahlatacaktır. 

        Aksi takdirde dünyada unutulan günahlar ahirette (Allah bizi böyle bir akıbetten korusun) başımıza bela olacak bizi helake sürükleyecektir.

Aksi takdirde dünyada unutulan günahlar ahirette (Allah bizi böyle bir akıbetten korusun) başımıza bela olacak bizi helake sürükleyecektir.

        Rabb’im bizleri ıslarla tövbe eden kullarından eylesin.

        Kalplerimizde oluşan yaraları kurtuluş vesilemiz eylesin.

        Göz yaşlarımızı ahirette cehennemin alevlerini söndürecek bir yakıt eylesin.

        Rabb’im bizlere bütün günahları affolmuş cennetle müjdelenmiş olduğu halde günde 70 defa tövbe eden Efendimiz’in (sav) şefaatini nasib eylesin.

        Samimi olduktan sonra inşallah tövbenin hakkını veren, en azından vermeye çalışan oluruz.

        (Amin)

27/07/2006  YALOVA

Hiç şüphesiz ki namaz dinin direğidir. Beş vakit namaz kılıyor olmak güzel bir haslettir.  Hatta toplum içinde de bu insanlara itimat edilir, maşallah namazında niyazında denir.

            Acaba sadece namaz kılıyor olmak yeterli mi dinin direğini dikmeye. O direğin sağlam malzemeden yapılması gerekmez mi? Çimentodan, kumdan… yeterinde feragat edilmezse o direğin kısa zamanda yıkılması aşikar değil mi? Muhakkak ki bu sorulara cevaben “evet” denmelidir.

            O zaman dinle nefsim! İyi aç kulaklarını. Madem bu sorulara evet diyorsun peki ne diye direğin malzemesinden şeytanın çalmasına izin veriyorsun? Sana ne oluyor ki kıldığın her namaz kabul olmuş gibi hiç endişe etmiyorsun.

            Düşün. Namaza bir suret ver şimdi. Farz edelim ki ahirette karşına çıkacak namaz göz kamaştıran bir nur olsun. Sen o nurun gerçekten orada gözlerini kamaştıracak şekilde olacağından ne derece eminsin? Bu senin namazda tadili erkana verdiğin ehemmiyetle ölçülebilir.

            Nankör, yaptığını tam yapmamayı huy edinen nefsim! Şöyle bir bak arkana, hatırla geçmiş namazlarını.Elhamdülillah şeytana aldanıp namazdan uzak durmamışsın. Lakin biliyorsun ki şeytanın görevi saptırmak namazda da sana musallat olacak. Halbuki sen namazda sana hiç yaklaşmayacakmış gibi hareket etmişsin. Küçük bir ses duymuşsun gözlerin hemen o yanda. Yazık gitti bütün huşu…

            Ah nefsim ah. Bilmez misin ki bütün bunlar şeytanın tuzakları. Hırsızın namaza yaklaşmasına ne diye izin veriyorsun.Bu durumda ahirette namaz seni kurtarır mı sence. Hem belki de şikayetçi olacak “ Beni ruhumdan uzaklaştırdın, maddemi de zayıf bıraktın.” diye.

            Allah insanlara akıl vermiş. Elhamdülillah Müslümanız. Dinin direğiyse namaz. Direksiz hiçbir şey ayakta duramayacağı gibi dinimiz de duramaz. O halde namaz kılmamız şart. Kıldıktan sonrada hiç ister miyiz namazlarımızın öbür tarafta zayi olduğunu görmeyi? İstemeyiz tabi. O zaman namazlarımızı Kuran-ı Kerim’in ifadesiyle dosdoğru kılmalıyız. Hırsızlığa gelen şeytana karşı uyanık olmalı ona kesinlikle yüz vermemeliyiz. 

00:40  17/07/2006  YALOVA  

          Abanın kadri yağmurda bilinir.
          Küçük, ufak tefek işimize yaramayacağını düşündüğümüz bir çok şey olur. Hemen atıveririz onu çöpe.Böylece kalabalık etmeyecek, ikide bir elimize takılmayacaktır.Sonra gün gelir o işimize yaramayacağını düşündüğümüz şeye ihtiyaç duyarız. Keşke atmasaydım deriz.
          Güneşli havada montun değerini anlamak için havanın yağmurlu, karlı olduğunu hayal etmek lazım. Niçin günlük güneşlik havada dışarı çıkarken şemsiyemizi yanımıza alırız? İhtimal ki yağmur yağar, ıslanmayalım diye değil mi?
          Hayatta karşınıza ilk etapta onunla uğraşmanın zaman kaybı olacağını düşündüğünüz bir çok fırsat çıkar. Ama o fırsatı şöyle etraflıca düşündükten sonra belki de gelecekte bize çok faydalı olacağı kararına varırız. Yada tam tersi olur. Balıklama atlarız. Ama sonra zararını görürüz.
         Çok basitte olsa konuyla ilgili bir hatıramı paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.Geçenlerde telefonun bulunduğu sehpanın üzerinde bir kağıt vardı. Üzerine bir şeyler karalanmıştı. Gözüme hoş görünmediğinden kaldırıp attım çöpe. Sonra telefon çaldı ve açtım. Not etmem gereken şeyler vardı. Kalemi aldım ama kağıt yok. Ara ki bulasın. Arasam da nafile. Çünkü olan kağıdı çöpe atmıştım.Telefonu bıraktım kağıdı başka bir odadan getirip söylenenleri not ettim.Halbuki o kağıdı ilk gördüğümde lazım olacağını düşünüp atmasaydım benim telefon israfından kurtulmama vesile olacaktı.
          Demek ki her ne olursa olsun onu hayatımızdan çıkarmadan ve ya hayatımıza sokmadan önce onun bize ve çevremize sağlayacağı faydaları veya vereceği zararları şöyle bir kaç açıdan düşünmek şart. Yoksa telefonda not alacağınız zaman kağıt bulamayabilirsiniz. :)

10.07.2006  Yalova