NİÇİN YAZIYORUM?
İlçe genelinde kaymakamın öncülüğüyle bir sözlük çalışması başlamıştı. Bu sözlük gönüllüler tarafından hazırlanıyordu. Benim öğretmenlerimde harıl harıl çalışıyordu.
Bir gün Türk Dili ve Edebiyat Öğretmenim Sayın Selami GÜN isteğimiz üzerine sözlük için yaptığı çalışmayı gösterdi. Gerçekten bir hayli emek vermişti.
Ben o çalışmaya bakarken bu emeklerin bir karşılığı olması gerektiğini düşündüm. Ama ortada herhangi bir ücret yoktu. Çalışmasının bir köşesinde ismi yayınlanır diye dedim kendi kendime. Ama bu herkesin katkısıyla hazırlanan bir sözlüktü, kelimelerin yanına isim yazılamazdı ki. Baktım çıkamıyorum işin içinden, sordum:
- Hocam isminiz çalışmanızın neresine yazılacak?
Hocam tebessüm etti. Ve şu cevabı verdi:
- Biz mal, şöhret, ün… için bu işi yapmıyoruz. Niyetimize zerre kadar böyle bir düşünce karışacak olsa böyle bir özveriyle çalışmamız mümkün olmaz. Tek amacımız bilgiyi paylaşmak, paylaştıkça çoğaltmak.
Hocamın cevabı beni utandırmıştı. Ama hakikaten güzel bir amaçtı. Tam olması gerektiği gibi.
Belki hocam farkında değildi. Ama ben onun bu sözlerini dinledikten sonra bu sözlerin çizgisinde yürümeye karar verdim.
Evet ben “Bilgi paylaştıkça çoğalır.” sözünü felsefe edindim. Yazmamın tek sebebi de paylaşmak diyebilirim.
09:35 17/07/06 Yalova
NASIL BAŞLADIM?
Yazı yazmaya nasıl başladım? Her yazarın hayatında bir ilk vardır ve bu ilk genellikle unutulmaz.
Ben severek, zevk alarak yazı yazmaya 8. sınıf sıralarında başladım. Yazı yazmama vesile olan öğretmenim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenim Sayın Mustafa AKHAN’dı. Bana bir komposizyon defteri almamı söylemişti. Hemen aldım çünkü bu özel bir ilgiydi. Bunu herkese söylemiyordu. Bana atasözleri verdi. Onları yazarak açıklamamı istedi. Yazdıklarımı inceledi, hatalarımı gösterdi. Gereksiz iltifatlar etti ve bana olduğumdan fazla başarılı olduğumu hissettirdi. Bu durum zannediyorum en fazla 10 atasözü için böyle devam etti. Ben liselere giriş sınavına hazırlandığım için bıraktım yazmayı.
Ama o başlangıçla bir tohum ekilmişti. Sulandığımda muhakkak büyüyecekti. Bir gün Türkçe Öğretmenim Sayın Mehmet ÇEBİNOĞLU bana üniversitedeki üretken halini anlatıyordu. Diyordu ki “Ben o zamanlar yamuğun yağışına, güneşin doğuşuna, yaprağın düşüşüne, arının uçuşuna… bakar onunla ilgili sayfalarca yazı yazardım. Kimi zaman cisimleri konuşturur onların dünyalarına girerdim, kimi zamanda dış görünüşlerini çok farklı şeylere benzetir hatta bazen onlara insan vasıflarını bile yüklerdim. Yani yazı yazmak bende bir tutkuydu. Yazarken hiç sıkılmazdım. Günlerce uğraşlarım sonunda elde ettiğim eseri elime aldığımda çok mutlu olurdum.”
Bu sözleri duyduğumda doğru düzgün iki cümle kuramayan ben yazar olmaya karar verdim. Tek düşüncem çok yazmak ve kendimi geliştirmekti. Ama sınav da yaklaşmıştı. Bunu nasıl yapacaktım? Yazı yazmak çok zamanımı alıyordu. En çok sevdiğim mavi defterimi aldım elime ve en arka sayfasına “Sınav biter bitmez kendime geldiğim anda içimdeki yazı yazma sevdasına karşı vefamı göstereceğim İnşallah.Hem böylece bu tohumu ekenin emeklerini zayi etmem.” sözlerini yazdım. Bu benim için hayatımın en önemli sözleşmesiydi. Kendime bir söz vermiştim ve bunu yerine getirecektim inşallah.
Sınav bitmişti. Ama o sıra da Babaannem vefat etti. (Allah rahmet eylesin.) Onun acısı, onun için yapılması gerekenler… Bütün bunlar bana kendime verdiğim sözü unutturdu. Defin işlemi tamamlandıktan sonra oturduğum kasabaya döndüm. Malum yazdı, yaz Kuran Kursları vardı. Ben de pek iyi okuyamıyordum. Karar verdim gitmeye.
Kursun ilk günü, heyecanla kalktığım bir sabahtı. Kahvaltımı yaptıktan sonra başımı örttüm, Kuran’ımı aldım, çıktım dışarı. Kardeşimle gidiyorduk. Bir şeyi unuttuğumu fark ettim, defter! Ya hoca bir şeyler yazdırırsa diye döndüm eve ve aldım en sevdiğim mavi defterimi. Ders başlamıştı artık. Hoca ezberlemem gereken ezan duasını defterime yazacaktı. Verdim defterimi ama hoca defteri tersten açmıştı. Oradaki büyük harflerle yazılmış cümleleri sesli bir şekilde okudu. “Sınav biter bitmez kendime geldiğim anda içimdeki yazı yazma sevdasına karşı vefamı göstereceğim İnşallah.Hem böylece bu tohumu ekenin emeklerini zayi etmem.” Bu sözlerden sonra tebessüm etti. “Emin ol iyi bir yazar olabilirsin, çalışmaya başla. Yazdıklarını benimle de paylaşabilirsin.” dedi Kıymetli Hocam Sayın Necmettin KÖS.
O gün eve gider gitmez başladım yazmaya. Hiç sıkılmadan usanmadın hep yazdım. Biliyordum yazdıklarımın edebi açıdan pek değeri yoktu ama bir gün olacağına tüm kalbimle inanıyordum.
İnşallah bu amatör yazar bir gün kendini hiç farkında olmadan gerçek yazarların arasında bulur. Üstad edindiği Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Akif Ersoy ve İskender Pala gibi bir yazar olur. (Amin)
16/07/06 Yalova Cevher